Bazı insanlar vardır… Mesleklerini yaparlar.
Bazıları ise mesleklerini yaşar, hissettirir ve iz bırakarak yapar. CNN Türk Özel Haberler Şefi Fulya Öztürk işte tam da bu isimlerden biri oldu.
“Asrın felaketi” olarak hafızalara kazınan 6 Şubat depremlerinin ilk anından itibaren Hatay’daydı. Kamerasını sadece yıkılan binalara çevirmedi; enkaz altındaki umutlara, çaresizce bekleyen annelere, çocuklara, sessiz çığlıklara da tuttu. Türkiye’ye ve dünyaya yalnızca bir afetin büyüklüğünü değil, insanların yaşadığı tarifsiz acıyı da anlattı.
O günlerde milyonlar onu ekranlardan izledi. Ama Hataylılar onu yalnızca bir gazeteci olarak görmedi. Çünkü o, yayın arasında mikrofonunu bırakıp bir depremzedenin elini tutabilen, gözyaşlarını gizlemeyen, yardım çağrısını sadece haber diliyle değil vicdanıyla da duyuran bir isimdi.
Canlı yayınlarda depremzedelerin “Fulya Abla seni seviyoruz” diye seslenmesi boşuna değildi. Çünkü o hitap, ekran ile halk arasındaki mesafeyi kaldıran samimiyetin sonucuydu. Fulya Öztürk de aynı içtenlikle “Ben de sizleri seviyorum” diyordu. Belki de onu farklı yapan en önemli şey buydu: Haberi sunarken halk ile iç içe olmak.
Deprem sonrası da bölgeden kopmadı. Hatay unutulmaya yüz tuttuğunda bile yeniden geldi, yeniden anlattı, yeniden hatırlattı. Geçtiğimiz günlerde düzenlenen “Afet Yönetiminde İletişim, Gönüllülük ve Sivil Toplumun Rolü” paneline konuşmacı olarak katıldığında gördüğü ilgi bunun en açık göstergesiydi. İnsanlar onu sadece televizyon ekranlarından tanıyan biri gibi değil, kendi ailelerinden biri gibi karşıladı.
Hatay sokaklarında yürürken esnafın “Fulya Abla bizim çarşıya da gel, buradan da yayın yap” çağrıları aslında bir teşekkürdü. O da bu çağrılara kayıtsız kalmadı; çarşıyı dolaştı, esnafla sohbet etti,Alışveriş yaptı, herkesi Hatay’a davet etti. Çünkü onun için Hatay bir haber bölgesi değil, gönül bağı kurduğu bir şehir olmuştu.
Bugün birçok Hataylı aynı düşüncede birleşiyor:
“Fulya Öztürk’e fahri hemşerilik beratı verilse ne güzel olur…”
Aslında bu düşünce sadece sembolik bir öneri değil; zor zamanlarda Hatay’ın sesini duyuran, acısını paylaşan ve bu şehri yalnız bırakmayan bir isme duyulan vefanın ifadesidir.
Çünkü bazı insanlar doğdukları şehirle değil, kalplerini verdikleri şehirlerle hemşeri olur. Hatay’ın kalbinde de Fulya Öztürk’ün artık özel bir yeri olduğu çok açık.













