Bademcik ve Geniz Eti: Çocukluk Çağının Gizli Kahramanları mı, Yoksa Kronik Düşmanları mı?

277955db-f665-47cf-b9d0-e6a42877dfa5
Facebook
Twitter
WhatsApp

Anne babaların çocuk sağlığı söz konusu olduğunda en sık karşı karşıya kaldığı, kulaktan kulağa yayılan efsanelerle en çok bulandırılan konulardan biridir bademcik ve geniz eti büyümesi. Bir tarafta “Vücudun savunma mekanizması, sakın dokundurtmayın” diyen geleneksel sesler, diğer tarafta ise “Çocuk nefes alamıyor, hemen aldıralım” diyen modern çaresizlik… Peki, doğrusu ne? Bu dokular gerçekten vücudun fedaileri mi, yoksa zamanı geldiğinde vedalaşılması gereken birer yük mü?Öncelikle bu iki yapıyı yakından tanıyalım. Bademcikler ve geniz eti, aslında bağışıklık sistemimizin sınır kapılarındaki nöbetçiler gibidir. Vücuda ağız ve burun yoluyla giren mikropları ilk karşılayan, onları tanıyıp bağışıklık sistemine “Rapor eden” gizli kahramanlardır. Özellikle yaşamın ilk yıllarında bu görevleri hayati önem taşır. Ancak bazen bu nöbetçiler, sürekli gelen saldırılar (sık enfeksiyonlar, alerjiler) karşısında pes eder ve kendileri birer sorun merkezi haline gelir.

Sık sık şişen, üzerinde beyaz iltihap odakları oluşan bademcikler sadece boğaz ağrısı yapmakla kalmaz; kalpten böbreklere kadar tüm vücudu tehdit eden bir enfeksiyon yuvasına dönüşebilir. Geniz eti ise sinsi bir büyüme eğilimindedir. Dışarıdan görünmediği için genellikle çocuktaki etkileriyle kendini belli eder.İşte tam bu noktada, bir çocuğun hayat kalitesini gölgeleyen o belirtiler baş gösterir: Geceleri horlayan, ağzı açık uyuyan, uykuda nefesi kesilen (uyku apnesi) çocuklar… Oksijensiz kalan bir beyin, sabahları yorgun uyanan bir beden demektir. Kronik geniz eti büyümesi olan çocuklarda zamanla “Geniz eti yüzü” adı verilen tipik bir çehre gelişir: sürekli açık bir ağız, çökmüş göz altları ve yukarı doğru uzamış bir çene yapısı. Üstelik bu durum sadece estetik bir sorun değil; tekrarlayan kulak iltihaplarına, işitme kayıplarına ve okul başarısında ciddi düşüşlere yol açan zincirleme bir reaksiyondur.

Peki, ne zaman “Tamam, buraya kadar” demeliyiz?Kulak Burun Boğaz hekimlerinin bu konudaki kırmızı çizgileri aslında nettir. Eğer bir çocuk yılda 7 defadan, ya da üst üste iki yıl boyunca yılda 5 defadan fazla ateşli bademcik enfeksiyonu geçiriyorsa; veya enfeksiyon sayısından bağımsız olarak geniz eti ve bademcikler çocuğun nefes almasını, yutkunmasını engelliyor, uykuda nefes durmalarına yol açıyorsa o nöbetçilerle vedalaşma vakti gelmiş demektir.

Toplumdaki en büyük korku, “Bademcikleri alınınca çocuğun savunmasız kalacağı” yanılgısıdır. Oysa tıp bilimi net bir şekilde gösteriyor ki, görevini yapamayacak kadar büyümüş ve kronikleşmiş dokuların vücutta kalması, alınmasından kat kat daha zararlıdır. Üstelik vücutta bağışıklık görevini üstlenen binlerce başka lenf dokusu vardır ve nöbeti onlar devralır.Günümüz cerrahi teknolojileri (plazma veya thermal welding gibi yöntemler) veya geleneksel soğuk bıçak yöntemi sayesinde bu ameliyatlar çok kısa sürede tamamlanıyor. Ameliyattan birkaç gün sonra rahat nefes alan, uykusunu alan ve iştahı açılan bir çocuğun yüzündeki değişim, anne babaların tüm o “Ameliyat korkusunu” bir anda silip süpürüyor.

Sözün özü; bademcik ve geniz eti çocukluk döneminin önemli koruyucularıdır, evet. Ancak koruyucu olmaktan çıkıp çocuğun büyümesini, gelişimini ve en önemlisi en doğal hakkı olan “Rahat bir nefes almasını” engellemeye başladıklarında, onlara veda etmek en sağlıklı karardır. Unutmayalım ki, bazen en büyük iyilik, artık yük olmaya başlayan parçaları geride bırakmaktır.

İlgili Haberler

Puan Durumu