Devletin Alternatifi Değil, Çözüm Ortağı Olunur

Facebook
Twitter
WhatsApp

6 Şubat depremlerinin ardından hepimiz aynı duyguyla ayağa kalktık: Bir şey yapmak gerekiyordu. Kimi battaniye topladı, kimi eski kıyafetini, kimi banka hesabına para yatırdı, kimi de aracına yüklediği malzemeyle yola çıktı.

Türkiye’nin dört bir yanından, hatta dünyanın farklı ülkelerinden yükselen bu dayanışma, toplumun en zor zamanlarda nasıl kenetlenebildiğinin göstergesi olmuştur. Fakat afet sahasında sergilenen iyi niyet, tek başına doğru yardım anlamına gelmiyor.

Hatay başta olmak üzere depremden ağır etkilenen bölgelerde bir tarafta belirli noktalara yığılan gıda, kıyafet, tıbbi malzeme, battaniye gibi fiziksel eşya ve ürünler varken diğer taraftan birkaç kilometre ötedeki köyde suya, hijyen ürününe ya da bebek mamasına ihtiyaç duyulabiliyordu. Şahit olunan bu tablo bize yardımın miktarından önce zamanını, yerini ve niteliğini konuşmamız gerektiğini gösterdi.

Çünkü afet bölgesine gönderilen her koli, ulaştığı anda otomatik olarak faydaya dönüşmez. O kolinin kabul edileceği bir nokta, indirileceği bir araç, tasnif edileceği bir alan, kaydedileceği bir sistem ve ihtiyaç sahibine ulaştırılacağı bir dağıtım planı gerekir. Bunlardan biri eksikse yardım, çözüm olmak yerine yeni bir lojistik soruna dönüşebilir. Kısa raf ömürlü binlerce gıda(ekmek gibi) zamanında dağıtılamazsa israf olur. Mevsime uygun olmayan, kirli ya da tasnif edilmemiş kıyafetler depoları doldurur; gönüllülerin saatlerini, araçların kapasitesini ve zaten sınırlı olan ulaşım imkânlarını tüketir.

Afet lojistiğini yalnızca kamyonların bir yerden başka bir yere hareketi sanmak bu yüzden büyük bir yanılgıdır.

Lojistik; ihtiyacın belirlenmesinden tedarike, kayıttan kalite kontrolüne, depolamadan stok takibine, sevkten dağıtıma ve sonrasında yapılacak raporlamaya kadar uzanan bir zincirdir. Zincirin herhangi bir halkası koparsa kaynaklar boşa gider şöyle ki bir aileye defalarca yardım ulaşırken başka bir aile sistemin dışında kalabilir. Yani büyük bir afette gerek ulusal gerekse uluslarası düzeyde olsun bu planlamaları yapan bir üst akıl var.

Türkiye’de bu işin kurumsal çerçevesi tabiki de var. Türkiye Afet Müdahale Planı, kamu kurumlarından yerel yönetimlere, özel sektörden sivil toplum kuruluşlarına kadar farklı aktörlerin görevlerini tanımlıyor. Nakdi bağışların toplanması ve izlenmesi ayrı bir uzmanlık; ayni yardımların kabulü, tasnifi, depolanması ve dağıtılması ayrı bir uzmanlık olarak ele alınıyor.

Her ilimizi kapsayan, afet ve acil durumların koordinasyonunda kullanılan yerel, ulusal ve uluslararası Afet Müdahale Planları(TAMP) mevcuttur. Peki bu planların muhtevasında kime ne rol verildiği mevcut mu evet.

Hangi kurum ya da kuruluşta kaç araç, gereç, personel ve ekipman var? Hangi sivil toplum kuruluşu hangi alanda yetkin? Gönüllüler kim tarafından, nerede ve nasıl görevlendirilecek, ayni ve nakdi bağış ve yardımlar nasıl koordine edileceği ile ilgili sorumluluklar pay edilmiştir.

 

Sosyal medya ve kamuoyunda görünürlüğü yüksek kişiler de bu tablonun önemli bir parçası. Ünlülerin yardım çağrısı yapması, geniş kitleleri kısa sürede harekete geçirebilir; AFAD Başkanlığı tarafından tespit edilmiş ve doğrulanmış ihtiyaçların duyurulmasına ve kaynak oluşturulmasına ciddi katkı sağlar. Fakat resmî ve ortak koordinasyon mekanizmalarından bağımsız toplanması; büyük miktarda yapılan bağışların mükerrer alımlara, ihtiyaç dışı malzeme tedarikine, coğrafi dengesizliğe, mali izlenebilirlik sorunlarına ve kişisel verilerin kontrolsüz dolaşımına yol açar.

AHBAP ve Haluk Levent etrafında kamuoyuna yansıyan tartışmalar da kişilerden bağımsız olarak şu temel soruyu önümüze koymuştur: Afet yardımları kişisel güvene mi, kurumsal güvenceye mi dayanmalı? Sivil toplumun ve görünür kişilerin sahadan çekilmesi elbette çözüm değildir. Tam tersine, bu aktörlerin hızı, esnekliği ve toplumsal erişimi çok değerlidir. Fakat bu değer, ortak bir bilgi sistemi, açık görev tanımları, denetlenebilir hesaplar ve düzenli raporlamayla birleştiğinde kalıcı fayda üretir. Sivil toplum afet yönetiminin alternatifi değil, vazgeçilmez tamamlayıcısıdır.

Şeffaflık da en az hız kadar önemlidir. Toplanan yardımın hangi amaçla kullanıldığı, alınan malzemenin hangi depoya girdiği, hangi bölgeye ne kadar gönderildiği ve elde ne kadar stok kaldığının takibinin yapılması TAMP dışında görev verilen unsurların bu gücü kötüye kullanımı önlenemez.

Vatandaşlarımıza da düşen sorumluluk açıktır. Devletin resmi kurumlarının doğrulanmış ihtiyaç çağrısı olmadan malzeme göndermemek, kullanılmayacak ürünleri bağış adı altında elden çıkarmamak, kısa raf ömürlü gıdaları talep edilmeden sevk etmemek, ayni yardımları türlerine göre ayırıp etiketlemek ve nakdi bağışlarda denetlenebilir kanalları tercih etmek gerekir.

En önemlisi de görevlendirme olmadan afet bölgesine gitmemektir. Yardım etmek için yola çıkan kontrolsüz araç ve insan hareketliliği, ambulansların, iş makinelerinin ve profesyonel ekiplerin bölgeye erişimini zorlaştırabilir.

İyi niyet vazgeçilmezdir; çünkü insanı harekete geçirir. Ama hayat kurtaran şey, iyi niyetin planlama, uzmanlık, şeffaflık ve hesap verebilirlikle buluşmasıdır. Ilerde yaşanabilecek bir afette yeniden aynı karmaşayı yaşamamak istiyorsak, Devletimizin güçlü iradesi ile oluşturulmuş birimlerlerle hareket ederek ayni ve nakdi yardımların daha akıllı yönetilmesine destek olmalıyız.

Dayanışmanın gerçek gücü, ne kadar çok gönderdiğimizde değil, doğru olanı doğru yere ulaştırabildiğimizde ortaya çıkar.

İlgili Haberler

Puan Durumu