ŞEHRİ YAĞMURA HAZIRLAMAK:

IMG-20260929-WA0018
Facebook
Twitter
WhatsApp

SORUNU GÖRMEK, ÇÖZÜMÜ BİRLİKTE ÜRETMEK

Hatay’da sağanak yağışlar sonrası risklerin tespiti, koordinasyon ve kalıcı çözüm üzerine

Bir şehrin güçlü oluşu, hiç sorun yaşamamasıyla değil; karşılaştığı sorunu ne kadar erken fark ettiği, ne kadar doğru tanımladığı ve çözümü ne kadar hızlı üretebildiğiyle anlaşılır.
Sağanak yağışlar da bu bakımdan yalnızca meteorolojik bir hadise değildir. Aynı zamanda şehrin altyapısını, kurumlar arası koordinasyonunu, mahalle ölçeğindeki hazırlığını ve sosyal dayanıklılığını birlikte görmemize imkân sağlayan önemli bir sınamadır.
Hatay’da yaşanan yağışları değerlendirirken asıl üzerinde durmamız gereken husus, “Ne yanlış yapıldı?” sorusundan çok; “Nerede ihtiyaç oluştu ve bunu nasıl daha kalıcı biçimde çözebiliriz?” sorusu olmalıdır.
Çünkü yapıcı yönetim anlayışı, sorumluyu aramaktan önce çözümü arar.
ÖNCE DOĞRU TESPİT
Bir sorunu çözmenin ilk şartı, onu doğru tarif etmektir.
Hatay’ın coğrafi yapısı bu anlamda özel bir dikkat gerektiriyor. Amanosların eğimli yapısından kısa sürede oluşan yüzey akışları ile Asi Havzası’nda biriken taşkın karakteri aynı şehir sınırları içerisinde farklı riskler oluşturabiliyor.
Bu nedenle her ilçeyi, hatta her mahalleyi aynı yöntemle değerlendirmek yerine; kendi coğrafi ve sosyal yapısı içerisinde ele almak daha doğru olacaktır. Antakya’nın ihtiyacı ile Samandağ’ın, Defne’nin ihtiyacı ile Kırıkhan’ın aynı olmayabileceğini baştan kabul etmek gerekir.
Bu noktada yapılması gereken; geçmiş yağışları, suyun izlediği yolları, kapanan güzergâhları, taşan dereleri, yetersiz kalan menfezleri ve zarar gören yaşam alanlarını düzenli biçimde kayıt altına almaktır.
Böylece sorunlar genel ifadelerle değil, somut verilerle tanımlanabilir. Sorunun nerede olduğu biliniyorsa çözümün nereden başlayacağı da bilinir.
İNSANI MERKEZE ALAN RİSK YÖNETİMİ
Afet yönetiminin merkezinde yalnızca altyapı yoktur; insan vardır.
Aynı yağış herkesi aynı şekilde etkilemez. Yaşlılar, engelliler, yatağa bağımlı bireyler, yalnız yaşayan vatandaşlar, çocuklu aileler, geçici barınma alanlarında yaşayanlar ve ulaşım imkânı sınırlı kişiler daha farklı ihtiyaçlara sahip olabilir.
Bu nedenle risk değerlendirmesi yapılırken yalnızca “hangi yol su altında kalabilir?” sorusuna değil; “Bu yol kapanırsa en çok kim etkilenir?” sorusuna da cevap verilmelidir.
Sosyal hizmetlerin afet yönetimine katkısı tam da burada ortaya çıkar. Teknik ekipler suyun yönünü, altyapının kapasitesini ve tahliye güzergâhlarını değerlendirirken; sosyal hizmet ekipleri de kırılgan grupları ve öncelikli ihtiyaçları belirlemelidir.
Böylece teknik ve sosyal bakış aynı hedefte birleşir.
MAHALLE BİLGİSİNİ SİSTEME DAHİL ETMEK
Bir şehri en iyi tanıyanların başında o şehirde yaşayan insanlar gelir.
Mahallesinde hangi sokağın su tuttuğunu bilen esnaf, hangi menfezin sık sık tıkandığını gören vatandaş, yalnız yaşayan yaşlıyı tanıyan komşu ve bölgenin geçmişini bilen muhtar çok kıymetli bir yerel bilgi taşır.
Bu bilgi kurumsal sistemle buluşturulmalıdır.
Her mahallede güncel bir “risk ve ihtiyaç dosyası” hazırlanabilir. Bu dosyada riskli noktalar, tahliye güzergâhları, dere ve menfezler, toplanma alanları, iş makinesi ulaşım yolları, kırılgan haneler ve geçmiş olay kayıtları yer alabilir.
Muhtar burada yalnızca bilgi ileten kişi değil; mahallenin yerel hafızasını kurumsal yapıya taşıyan önemli bir paydaş olur.
ORTAK BİLGİ, ORTAK HAREKET
Afet yönetiminde güçlü sonuçlar, kurumların birlikte aynı bilgi üzerinden hareket etmesiyle ortaya çıkar.
AFAD, belediyeler, HATSU, DSİ, 112, kaymakamlıklar ve diğer saha birimleri kendi görev alanlarında çok kıymetli çalışmalar yürütmektedir. Esas mesele, bu çalışmaların tek bir ortak saha resmi üzerinde birleşmesidir.
Bir olay meydana geldiğinde şu soruların cevabı hızlı biçimde görülebilmelidir: Olay nerede? Risk seviyesi nedir? İlk müdahale kimin sorumluluğunda? Destek verecek kurum hangisidir? Müdahale başladı mı? Sorun geçici olarak mı çözüldü, kalıcı çalışma gerekiyor mu?
Bu yapı kurulduğunda kurumların birbirinden habersiz hareket etmesi yerine, birbirini tamamlayan bir çalışma modeli oluşur.
Mesele çok sayıda kurumun sahada bulunması değil; doğru kurumun doğru zamanda doğru yerde olmasıdır.
YAĞIŞ ÖNCESİ HAZIRLIK
En etkili afet müdahalesi, çoğu zaman afet gerçekleşmeden önce yapılan hazırlıktır.
Meteorolojik uyarının ardından kritik mazgalların ve menfezlerin kontrol edilmesi, dere yataklarının gözden geçirilmesi, iş makinelerinin ihtiyaç duyulabilecek noktalara yakın tutulması, muhtarların bilgilendirilmesi ve kırılgan vatandaşlarla önceden iletişim kurulması önemli bir avantaj sağlar.
Bu yaklaşımın temelinde basit bir düşünce vardır: Sorun oluştuğunda müdahale etmek kadar, oluşabilecek sorunu önceden görmek de hizmettir.
Hazırlık kültürü geliştikçe müdahale yükü azalır, kaynaklar daha doğru kullanılır ve vatandaşın güven duygusu güçlenir.
HER YAĞIŞ BİR ÖĞRENME FIRSATIDIR
Yağış sona erdiğinde çalışma sona ermemelidir. Tam tersine, kalıcı çözüm süreci asıl o zaman başlamalıdır.
Her önemli yağıştan sonra kısa bir değerlendirme yapılabilir: Nerelerde sorun yaşandı? Neden yaşandı? Müdahale süresi neydi? Hangi çalışma başarılı oldu? Hangi noktada altyapı iyileştirmesi gerekiyor? Aynı sorun daha önce yaşandı mı? Kalıcı çözüm hangi kurumun görev alanında?
Bu değerlendirmeler düzenli tutulduğunda, aynı sorunun tekrar etme ihtimali giderek azalır.
Böylece şehir her yağıştan sonra yeniden başlamak yerine, bir önceki tecrübenin üzerine yeni bir tecrübe ekler.
HATAY İÇİN YAŞAYAN BİR AFET HAFIZASI
Hatay açısından yapılabilecek en değerli çalışmalardan biri, sürekli güncellenen bir Afet ve Risk Hafızası oluşturmaktır.
Bu sistemde mahalle bazında geçmiş olaylar, sorunlu noktalar, yapılan müdahaleler, gerçekleştirilen yatırımlar ve kalan ihtiyaçlar kayıt altına alınabilir.
Böyle bir sistem yöneticiler değişse dahi şehrin tecrübesinin korunmasını sağlar. Çünkü kurumsal hafıza, yönetimde devamlılığın en önemli unsurlarından biridir.
Geçmişi kaydeden şehir, geleceğe daha hazırlıklı yürür.
SONUÇ: BİRLİKTE GÖRMEK, BİRLİKTE ÇÖZMEK
Sağanak yağışlar bize yalnızca riskleri değil, birlikte çalışma imkânlarını da gösterir.
Vatandaşın gözlemi, muhtarın yerel bilgisi, belediyenin saha gücü, HATSU’nun altyapı tecrübesi, DSİ’nin havza bilgisi, AFAD’ın koordinasyon kapasitesi, 112’nin hızlı iletişimi ve sosyal hizmetlerin insan odaklı yaklaşımı aynı sistem içerisinde buluştuğunda çok daha güçlü bir yapı ortaya çıkar.
Bu nedenle mesele “kim neyi yapmadı?” sorusuna sıkışmamalıdır. Asıl sorumuz şu olmalıdır: “Sorunu doğru tespit ettik mi ve kalıcı çözümü birlikte nasıl üretebiliriz?”
Şehir yönetiminde gelişme tam da burada başlar.
Sorunu görmek eleştiri değildir. Sorunu görmezden gelmek de çözüm değildir.
Doğru olan; problemi tespit etmek, veriye dönüştürmek, ilgili kurumla buluşturmak, çözümü takip etmek ve sonucu yeniden değerlendirmektir.
Hatay’ın yeniden yapılanma sürecinde ihtiyaç duyduğu yaklaşım da budur: Suyu durdurmaya çalışmak yerine izini bilmek; sorunu büyümeden görmek; kurumları aynı hedefte buluşturmak ve her tecrübeyi bir sonraki hazırlığın parçası hâline getirmek.
Çünkü dirençli şehir, sorun yaşamayan şehir değildir. Sorununu erken gören, doğru anlayan ve çözümünü birlikte üretebilen şehirdir.

İlgili Haberler

Puan Durumu