3 TAŞ 1 DUVAR ANTAKYA EVLERİ

Selda Asker
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on whatsapp
WhatsApp

 

Her taşı ayrı anlamlı, her köşesi ayrı manalı. Hüzün, terkedilmişlik bir o kadarda özlem var 3 taş 1 duvarlarda…

Ne zaman yıllanmış eski bir evin önünden geçsem kim bilir bu görmüş geçirmiş duvarların ardında hangi hayatlar yaşandı diye sormadan edemem kendi kendime.
Eski evlerin anlatması ve anlaması uzun süren hikayeleri vardır: Kimbilir kimler ne acılar, ne mutluluklar yaşandı şimdinin kırık dökük üç taş bir duvarında…

Benim çocukluğum bu mahallelerde geçti. Babaannem, anneannem bir kapısı çıkmaz sokağa diğer kapısı caddeye bakan iki kapılı eski Antakya evlerinde otururlardı. Yaz kış o kapıların kapandığını hatırlamam , konu komşu kestirme geçsin diye her iki kapıda her zaman açık olurdu , evin içinden geçen selam atar giden selam atardı. Aç olan yemeye davet edilir tok olan kahveye…Geçmişe özlemimden ayrılamıyorum o mahallelerden. Çoğu zaman anneanneme giderken o dar sokakta Teyzelerin karşılıklı oturup kiminin yaprak sardığı kiminin yün eğirdiği kiminin patlıcanını kabağını oyduğu hoş sohbetlerin eşliğinde aralarından geçerken şimdi anlıyorum ki; yardımlaşma, komşuluk, birlik, beraberlik kültürünü içimize ilmek ilmek dokumuşlar aslında.

Şimdi oralardan geçerken o terk edilmiş hüzün kokan mahallede gözüm Meryem nenemi, Katife, Vahide, Kamile nenemi ve daha nicesini arıyor. Şimdilerde kiminin penceresi içinde incir ağacı kiminin bahçesinde kedi yavruları. Eski evler işi bitmiş, içi geçmiş! yine de önünden geçen herkesin en az bir kere kafasını çevirip saygıyla baktığı kim bilir neler yaşandı bu üç taş bir duvar yıkık dökük evlerde diye düşler kurduğu eski bir hatırayken bile güzeller…

Ya o sokak kapıları! Kim bilir kimler çaldı, kimleri ağırladı. kimi mağrur… Kimi yorgun, kimi dilsiz, kimi yıllardır kendisine uzanacak bir insan eline hasret…kimi kırgın, kederli. Kiminin çoktan çivilerle, zincirlerle, kilitlerle bağlanmıştır bahtı. Ah bu sokak kapıları yıkık dökük üç taş bir duvar anıları…

Öte taraftan günün her saati cıvıl cıvıl restore edilmiş eski Antakya sokaklarına bakıyorum bir zamanlar kapısını çaldığım evlerde bugün müzik sesleri, restoranlar, butik oteller…. Fena mı oldu diye soruyorum kendi kendime; bak ne güzel geziyorum sokaklarda ama bir diğer taraftan da içim buruk. Yaşanmışlık kültüründen uzak, soğuk, tanımadık simalar…Restore edilip yerel halk kalsaydı o kültürü yaşatmaya devam etseydi belki butik otel değil pansiyon hizmetini kendileri verseydi ,kapılarını çaldığımız zaman çayı kahveyi bahçelerinde birlikte içseydik o kültürü bizden sonraki nesilde en azından bu şekilde yaşasaydı daha mı iyi olurdu diye düşünmeden de edemiyorum. Mal sahibi mülk sahibi hani nerde bunun ilk sahibi! Velhasıl düşünmekte zor zanaat bir zamanda…

Üç taş bir duvar mağrur Anteke sokaklarına Şair Ahmet Telli’nin mısralarını not düşeyim güzel yarınlar ümidiyle….
“Anısı biz olalım bu sokakların
öpüşmediğimiz tek saçak altı
hiçbir otobüs durağı kalmasın
Biz yürüyelim kent güzelleşin…”

İlgili Haberler

Puan Durumu