Yaşa(yama)mak…

Samim Kayıkçı
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on whatsapp
WhatsApp

Yaşamın kıyısındayız… Biz büyüdük belki ama ya küçülenler… Artık eskisi kadar sevmiyoruz insanları, kelebekleri, denizi, doğayı, yaşamayı…

Dostlarımızı kaybettik birer birer her köşe başında… Umutlarımızı, hayallerimizi… Yaşamın ruhsuz gerçekliği hep törpüledi ilhamımızı, sevincimizi, neşemizi…

Hesapsız gülümsemeler yok artık. Herkesin yüzünde tarifsiz bir kaygı.

Birileri büyümek diyor buna belki ama aslında hiç durmadan küçüldük… Geriye sürekli bir çaba kaldı, mutlu olmak ümidiyle, mutlu olmayı ıskalayarak…

Peki neydi gerçekten yaşama sevincimizi bizden alan? Elbette 6 Şubat deprem felaketinin ruhumuzda açtığı derin yaranın öyle kolay kapanması mümkün değil. O kadar çok kaybettik ki, kalan ömrümüzde, kaybettiklerimizin yerini doldurabilmemiz belkide imkansızdır. Geçen onca zamana rağmen hâlâ pek çoğumuz yaşam kavgası veriyoruz. Olanaksızlıklar, imkansızlıklar, hayat pahalılığı, işsizlik, barınma sorunu, altyapı sorunu…

Peki 6 Şubat deprem felaketi öncesinde herşey yolunda mıydı? Şimdiki hayatımızda kıyaslanamayacak kadar iyiydi elbette. Yitirdiklerimiz hayattalardı, evlerimiz, mahallemiz, şehrimiz ayaktaydı. Ama aslında çoğu şeyi yitirmiştik. Eski dostluklar yoktu. Aile bağlarımız zayıflamıştı. Saygı ve sevgi asla eskisi gibi değildi. Küreselleşen dünyada hepimiz bencilleşmiştik. Doğruluk, dürüstlük, mertlik, iyilik, adalet gibi kavramlar erozyonla uğramıştı. Bana göre bu durum 6 Şubat deprem felaketinin yıkıcılığını çok daha fazla artırdı. En azından ruhlarımızda. 6 Şubat deprem felaketinden sonra birbirimize, komşularımıza, mahallelerimize ve şehrimize çok daha fazla sahip çıkmalıydık. Yaşadığımız çok büyük bir trajediydi. Çok büyük travmalar yaşadık. Ama tam da bu durumda güçlü bir toplum, güçlü  aileler olmalıydık. Hırsızlar evlerimizi yağmalarken birlik olmalıydık. Yıkım firmaları deprem sonrasında sağlam kalan altyapıyı bozarken birlik olmalıydık. Yardımlar dağıtılırken birlik olmalıydık…

İnsan, doğası/yaratılışı gereği sosyal bir varlıktır. Önce ailesine, sonra akrabalarına, dostlarına, komşularına, mahallesine, şehrine, ülkesine ve niyetinde tüm dünya toplumlarına karşı bir sorumluluğu vardır. İnsan, görev ve sorumluluklarıyla birlikte yaşar. Yaşamsal etkinlikleriyle sevilir ve saygınlık kazanır. Aynı zamanda sever ve saygı duyar. Sırf mantığıyla, bireysel olarak, hissetmeden yaşamaya çalışan bir insan hayattan keyif alamaz. Yeterince sevmeyen\sevilmeyen, saygı görmeyen\göstermeyen bir insan hep eksik kalır.

Eskiden bu kadar imkanımız yoktu. Pek çok şeye erişim o kadar kolay değildi. Sevgi, saygı, paylaşma, yardımlaşma daha fazlaydı ve daha mutluyduk. En azından yaşam bu kadar stresli değildi. Sanırım mesele çok şeye sahip olmak değildi. Sahip olduklarınla, doğana\yaratılışına uygun bir şekilde, kaliteli bir yaşam sürmeye çabalamaktı birazda.

Bence, hâlâ zamanınız varken, daha çok sevin, daha çok saygı gösterin, daha çok paylaşın, daha çok yardım edin. Daha iyi bir aile ve toplum olmak için çaba sarf edin. Mutluluk bulaşıcıdır. Sizden çevrenizdeki herkese bulaşacaktır.

 

İlgili Haberler

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on tumblr
Share on email
Puan Durumu